|
MAĞUSA KENTİ
OTHELLO KALESİ
14'üncü Yüzyılda Lüzinyanlar
tarafından inşa edilen Othello Kalesi, Mağusa kentinin ana girişlerinden
biri olarak kullanılıyordu. Kale girişi üzerinde asılı olan St. Mark
Aslanı kabartmasının altında kaleyi yeniden biçimlendiren kaptan Nicolo
Foscari'nin adı ve 1492 tarihi görülmektedir. Etrafı derin bir hendekle
çevrili olan Kale'nin yapısında kuleler ve topçu bataryalarıyla biten
koridorlar bulunmaktadır. Kale avlusunda bir kısmı Osmanlılara, bir kısmı
İspanyollara ait toplar, demir gülleler ve taş gülleler de bulunmaktadır.
Kara Kapısı bir Ravelin'le (yarım ay şeklindeki tabya) korunmuştur.
Buradaki geçitler ve top yuvalarına ek olarak bir şapel ve zindan olarak
kullanılan yeraltı odaları bulunmaktadır.
Kalenin
bugünkü adı, İngiliz döneminde kullanılmaya başlanmıştır. Sheakespeare'in
ünlü trajedyasının bir bölümü Kıbrıs'ta bir liman kentinde geçmektedir.
Oyunun kahramanı Othello, Faslı (Moor) biri olarak tanıtılır. Yazarın,
adanın Venedikli valisinin soyadının anlamı 'Moor' olan Christophoro
Moro'nun adını duyduğu ve yanılarak onun bir Faslı olduğunu düşündüğü
sanılmaktadır. Kale
içerisinde bulunan salon günümüzde bir çok sanat ve kültürel etkinliğe
evsahipliği yapmaktadır. Gazimağusa Belediyesi'nin düzenlediği geleneksel
Mağusa Kültür, Sanat ve Turizm Festivali'nin de birçok etkinliği burada
olmuştur.
|
| |
LALA MUSTAFA
PAŞA CAMİİ ( St. Nicholas Katedrali)
Lüzinyanlar
döneminde, 1298 - 1312 yılları arasında inşa edilen yapı, tüm Akdeniz
dünyasının en güzel Gotik yapılarındandır. Lüzinyan kralları, önce
Lefkoşa'da St. Sophia Katedrali'nde Kıbrıs Kralı, sonra da Mağusa'da St.
Nicholas Katedrali'nde Kudüs Kralı olarak taç giyerlerdi. 1571 yılında
cami haline getirilene dek, bu törenler yapılagelmiştir. Katedralin en
güzel ve en iyi korunmuş olan batı cephesinin mimarisi Fransa'daki Reims
Katedralinden etkilenmiştir. Gotik tarzda işlemeli eşsiz bir penceresi
bulunan katedralin 16'ıncı yüzyıl Venedik galerisi avluda yer almakta ve
günümüzde şadırvan olarak kullanılmaktadır. Girişteki yuvarlak
pencerelerin üzerinde bir Venedik arması görülmektedir. Bazı hayvan
figürleriyle süslü kabartmanın Salamis'teki bir tapınaktan geldiği
sanılmaktadır. Katedralin apsiti, çoğu Kıbrıs kiliselerinde olduğu gibi,
Doğu üslubunda ve üç bölmelidir.
|
SALAMİS KENTİ
Şehir
Bronz Çağı sonlarında başlayan göçler sırasında, Anadolu'dan gelen
kavimler ve bunlara Yunanistan'dan gelerek Kilikya'da katılan Akalar
tarafından kurulmuştur . Truva kahramanlarından ve Salamis adası kralı
Telamon'un oğlu Tefkros . şehrin kurucusu olarak bilinmektedir. M.Ö. 707
yılında gerçekleşen Asur hakimiyetinden sonra M.Ö. 560 yılında
bastırılan sikkelerden, Salamis kralı Evelthon'un adanın idaresini ele
geçirdiği anlaşılmaktadır. M.Ö. 499 yılında Atinalı Kimon'un Kıbrıs'taki
Pers hakimiyetine son vermek için düzenlediği sefer başarısızlıkla son
bulmuş ve Kimon'un ölümü üzerine Atinalılar, Kıbrıs'ı alma girişiminden
vazgeçmişlerdir. Bundan sonra Fenikeli idareciler başa geçer, fakat
ticaret ve diğer konularda gerileme başlar. M.Ö. 411 yılında Tefkros
ailesinin üyelerinden Evagoras, Salamis krallığını ele geçirir.
Tüm adayı hakimiyeti
altına almak isteyince Salamis şehri Persler tarafından kuşatılır ve
Evagoras Pers Krallığına vergi ödemek zorunda bırakılır. Bu durum
İskender devrine dek sürer. İskender döneminde Salamis kralı olan
Pyntagoras, İskender'e askeri yardımlarda bulunduğundan kendisine
Tamusus şehri verilerek ödüllendirilir. İskender'in ölümü sonrasında
Salamis sürekli el değiştirir. M.Ö. 294 yılında zor şartlar altında
Kıbrıs'ı alan Ptoleme Krallığı idaresi sırasında ada huzura kavuşur ve
bu tarihten itibaren Salamis baş şehir olma niteliğini kazanır. Kentin
bu parlak dönemi Roma egemenliği süresince de devam eder. Günümüzdeki
kalıntıların çoğu Roma dönemine aittir. Roma idaresi altında şehrin bir
halk meclisi, bir senato ve ihtiyar meclisi bulunmaktadır. M.S. 76 ve 77
yıllarındaki depremler ve M.S.116 yılındaki Yahudi isyanları ile şehir
epeyce tahrip olur. Daha sonra ada Antakya vilayetine bağlanır ve
Salamis limanı, Suriye gemilerince ilk uğrak limanı olduğundan, şehirde
bir ferahlama görülür. M.S. 232 ve 342 yıllarındaki depremler yazık ki
şehre yine büyük zararlar verir. Bundan sonra Bizans İmparatoru
Konstantinus şehri küçük bir planda inşa ettirerek, Konstantinus adını
verir. Şehir Kıbrıs'ın baş şehri olarak Baf'ın yerini alır. Daha sonra
şehir M.S. 647 yılındaki Arap akınları ve yer sarsıntıları nedeniyle
terkedilerek, bugünkü Mağusa şehrini oluşturan bölgeye halk göç etmek
durumunda kalır.
|
St. BARNABAS
MANASTIRI
Salamis'te
doğmuş Yahudi bir ailenin oğlu olan, St. Barnabas, Kudüs'te eğitim
gördükten sonraKıbrıs'a döner ve Hıristiyanlığı yaymak için M.S.45
yılında St. Paul ile çalışmaya başlar. Bu faaliyetlerden dolayı
vatandaşları tarafından öldürülüp, cesedi denize atılmak üzere bir
bataklığa saklanır. St. Barnabas'ın öğrencileri olayları izleyip, cesedi
Salamis'in batısında bir yeraltı mağarasına gömerler ve göğsüne de
St.Mathews'un yaptığı incilin kopyasını koyarlar. Cesedin yeri
bilinmediğinden uzun yıllar gizli kalır. 432 yıl sonra piskopos
Anthemios, mezarı rüyasında gördüğünü söyleyerek, açılmasını ister.
Mezar açıldığında St. Mathews incili dolayısıyla, St. Barnabas teşhis
edilmiş olur. Bu keşif sonrasında Piskopos, İstanbul'a giderek İmparator
Zeno'yu bilgilendirir ve Kıbrıs kilisesinin özerkliğini kazanır.
İmparator, gömütün bulunduğu yerde bir manastır inşası için yeterince
bağışta bulunur. Manastır M.S. 477'de inşa edilir. Manastır bir kilise,
avlu ve avlunun üç yanında bir zamanlar papazların yaşadığı odalardan
meydana gelmiştir.,
|
| |
| |
| |
| |